Koray Bağdatlı’dan “Batı Trakya ve Gazze” vurgusu: “Aynı Umudun İki Yüzü”

DEB Partisi Genel Başkan Yardımcısı Koray Bağdatlı, “Aynı Umudun İki Yüzü: Batı Trakya ve Gazze” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Bağdatlı, yazısında Batı Trakya’daki Türk azınlığın kimlik mücadelesi ile Gazze’deki direnişi ortak bir noktada buluşturdu.
Bağdatlı, Gazze’de yıllardır süren abluka ve kuşatma karşısında insanların yaşam mücadelesine dikkat çekerek, “Çocuklar enkazların arasından oyuncaklarını çıkarıyor, kadınlar yıkılmış evlerinin önünde yeniden hayat kurmaya çalışıyor, gençler karanlıkta dahi hayal kurmayı sürdürüyor. Bu, sumudun en saf hali: Yıkıma rağmen kalmak, susuzluğa ve açlığa rağmen yaşamı savunmak.” ifadelerini kullandı.
Batı Trakya’daki Türk azınlığın da benzer bir direnç gösterdiğini belirten Bağdatlı, “Asimilasyon baskılarına, kimlik inkarına ve kısıtlamalara rağmen köklerini koruyorlar. Kendi dillerinde şarkılar söylemeye, bayramlarını kutlamaya, camilerinde ibadet etmeye devam ediyorlar. Bu da sessiz ama derin bir sumud.” dedi.
Her iki coğrafyanın mücadelesinin tüm insanlık için önemli bir anlam taşıdığını vurgulayan Bağdatlı, “Gazze’nin umudu Batı Trakya’ya, Batı Trakya’nın sebatı Gazze’ye ayna tutar. İkisi birlikte insanlığa seslenir: ‘Biz buradayız, biz varız ve hiçbir güç bizi kendi toprağımızdan, kimliğimizden, umudumuzdan koparamaz’” ifadelerine yer verdi.
Bağdatlı, yazısını, “Batı Trakya da Gazze de yalnızca kendi halklarının değil, bütün insanlığın onur mücadelesidir. Umut, ne kadar kuşatılırsa kuşatılsın, yerinden edilemeyen kökler gibi yaşamaya devam eder.” sözleriyle tamamladı.
Koray Bağdatlı’nın kaleme aldığı yazının tamamı şöyle:
“Aynı Umudun İki Yüzü: Batı Trakya ve Gazze
Dünyanın farklı köşelerinde iki ayrı halk, iki ayrı coğrafya… Biri Avrupa’nın kıyısında, Batı Trakya’da; diğeri Doğu Akdeniz’in kıyısında, Gazze’de. Aralarındaki mesafe binlerce kilometre olsa da, onları birbirine bağlayan güçlü bir damar var. İnsan onurunu koruma, kimliğini savunma ve her şeye rağmen umudu yaşatma iradesi.
Gazze’de, yıllardır süren abluka ve kuşatma karşısında insanlar hayata tutunuyor. Çocuklar enkazların arasından oyuncaklarını çıkarıyor, kadınlar yıkılmış evlerinin önünde yeniden hayat kurmaya çalışıyor, gençler karanlıkta dahi hayal kurmayı sürdürüyor. İşte bu, “sumud”un en saf hali: Yıkıma rağmen kalmak, susuzluğa ve açlığa rağmen yaşamı savunmak.
Batı Trakya’da ise Türk azınlığı, asimilasyon baskılarına, kimlik inkarına ve kısıtlamalara rağmen köklerini koruyor. Kendi dillerinde şarkılar söylemeye, bayramlarını kutlamaya, camilerinde ibadet etmeye devam ediyorlar. Bu da sessiz ama derin bir sumud. Kimliğini terk etmeden, sessizce, direnişle ve dayanışmayla var olmak.
Her iki mücadele de bize temel bir öğreti sunuyor. İnsanlık, yalnızca büyük savaş meydanlarında değil, küçük köylerde, dar sokaklarda, sınıflarda ve sofralarda korunur. Gazze’de bir çocuğun hayata tutunması, Batı Trakya’da bir annenin evladına Türkçe ninni söylemesi, aynı insani direncin tezahürüdür.
Gazze’nin umudu Batı Trakya’ya, Batı Trakya’nın sebatı Gazze’ye ayna tutar. İkisi birlikte insanlığa seslenir:
“Biz buradayız. Biz varız. Ve hiçbir güç, bizi kendi toprağımızdan, kimliğimizden, umudumuzdan koparamaz.”
Bu yüzden Batı Trakya da Gazze de yalnızca kendi halklarının değil, bütün insanlığın onur mücadelesidir. İkisi de bize bazı temel değerleri hatırlatır. Umut, ne kadar kuşatılırsa kuşatılsın, yerinden edilemeyen kökler gibi yaşamaya devam eder.”



