Azınlığın iradesini yok saymak

Geçtiğimiz günlerde Atina’da Eğitim Bakanlığında gerçekleşen tören, Batı Trakya Türk Azınlığı açısından yalnızca bir bürokratik işlem değil, derin bir kırılmanın ve ciddi bir sorgulamanın da vesilesi olmuştur.
Azınlığın en hassas ve tarihsel boyutu olan müftülük meselesinde, yine azınlığın iradesi ve müftülerini seçmiş olması yok sayılarak Yunanistan devleti tarafından müftü tayin edilmesi, yıllardır süregelen bir yanlışta ısrarın yeni bir tezahürü olmuştur. Bu karar yıllardır sürdürülen dayatmacı politikanın yeni bir halkasıdır.
Batı Trakya Türk Azınlığı için müftülük meselesi sıradan bir idari atama değildir. Bu konu, dini özgürlüklerin, kimliğin ve toplumsal iradenin doğrudan bir yansımasıdır. Azınlığın kendi müftüsünü seçme talebi, ne yeni ne de marjinal bir istektir; aksine Lozan’dan bugüne taşınan meşru, açık ve net bir beklentidir. Buna rağmen, azınlığın görüşü ve iradesi dikkate alınmadan yapılan her tayin, toplumsal hafızada yeni bir hayal kırıklığı olarak yerini almaktadır.
Ancak bu törende dikkat çeken ve asıl sorgulanması gereken husus yalnızca tayinli müftünün varlığı değildir. Azınlığın oylarıyla seçilerek Meclise gönderilen Rodop Milletvekili İlhan Ahmet’in de bu törende yer alması, azınlık kamuoyunda haklı bir rahatsızlık yaratmıştır. Halkı temsil ettiğini savunsa da Rodop seçmenini, daha geniş ölçekte Batı Trakya Türk Azınlığını temsil eden bir davranışta bulunmadığını özellikle belirtmekte fayda var. Eğitim Bakanı Sofia Zaharaki, tayinli müftü ve azınlığın temsilcisi olması beklenen bir milletvekilinin aynı karede, bakanlığın duvarı önünde verdikleri fotoğraf; sembolik olduğu kadar düşündürücüdür.
Batı Trakya Türk Azınlığı, nereden geldiğini, hangi badirelerden geçtiğini ve hangi sorunlarla mücadele ettiğini çok iyi bilen bir toplumdur. Azınlık, yaşadıklarını analiz eden, hafızası güçlü ve beklentileri olan bir topluluktur.
Azınlık seçmeninin oylarıyla temsil yetkisi alan her seçilmişin öncelikli sorumluluğu, bu toplumun sorunlarını öncelemek ve çözüm için kararlı bir duruş sergilemektir. Temsil, yalnızca Mecliste bir sandalye kazanmak değil; halkın iradesini, beklentisini ve hassasiyetlerini her platformda savunabilmektir. Müftülük gibi azınlığın kırmızı çizgisi olan bir konuda, çoğunluğun iradesi bu kadar açıkken, bu iradeye ters düşen bir törenin parçası olmak, ister istemez kimin temsil edildiği sorusunu gündeme getirmektedir.
Batı Trakya Türk Azınlığının beklentisi nettir: Kendi dini liderini kendi hür iradesiyle seçmek. Asıl sorun, bu iradenin yıllardır sistematik biçimde görmezden gelinmesidir. Devletin bu konuda attığı her tek taraflı adım, toplumsal güveni biraz daha zedelemekte; azınlık ile devlet arasındaki mesafeyi derinleştirmektedir.
Bugün gelinen noktada, hem Yunanistan devletinin hem de azınlık adına siyaset yapanların kendilerine şu soruyu sorması gerekir: Azınlığın iradesi gerçekten dikkate alınıyor mu, yoksa yalnızca törensel fotoğraflarla razı olunduğu algısı mı yaratılmaya çalışılıyor?



